Ay Işığına Tırmanan Adam

Denizin, yıldızların ve bekleyişin etrafında örülen; masalsı atmosfere sahip kısa bir öykü.

Penceresinden, geceye dağılmış yıldızların görüldüğü odasında yumruk yaptığı elindeki tırnaklarını kemirerek dolaşıyordu genç kız. Zemine çarpan hızlı adımlarına tuzlu yosun kokusunu etrafa taşıyan rüzgarın uğultusu eşlik ediyordu. Ardına kadar açtığı camdan yumuşak kumlara vuran köpüklü dalgalara bakarken hırsla ısırdığı dudağından sıcak bir tadın ağzına yayıldığını hissetti Nermin.

Daha bu sabah annesine “Senin küçük kızının yaptığı da iş değil yani. Gecenin bir yarısı çekip gitmek de neymiş? Allah’tan ablası akıllı fakat sen yine de dikkat et komşum. Maazallah kardeşine özenmeye kalkar falan… Yine mahallenin diline düşmeyin.” diyen komşuları dedikoducu Serpil gözüne çarptı. Kumların biraz ötesinde döşeli kare taşlar üzerinde topuklarını tıkırdatarak kim bilir hangi arkadaşıyla çene çalmaktan dönüyordu.

Gece yarısını biraz geçerken, sahilde ara ara öten cırcır böceklerinden başka ses kalmadığı esnada evin hemen altından kumları ezen sert adımlar duyuldu. Genç adam, gecenin karanlığında parıldayan dolunayın yumuşak ve nemli ışığına tutunarak ardına kadar açılmış pencereye tırmandı.

Nermin, dört ay önce babasına gönderilen bir emaneti almak için gittiği rıhtımda siyah gözlerine, yıpranmış, büyük ellerine tutulduğu Yağız’a endişeyle baktı. O gün ikindi güneşinin altında, meltemin kendisine getirdiği portakalla karışık ıslak toprak kokusundan bir daha kopmak istememişti.

Kızını deniz ötesi memleketlere vermeye gönlü olmayan babası yüzünden sürüncemeyle geçen birkaç haftadan sonra ümitlerini yıkan hadise gerçekleşmişti. Kardeşi İpek gece vakti düştüğünü gördüğü bir yıldızın peşinden ailenin balıkçı teknesiyle gizlice denize açılmıştı. Ne arkasından aramak için dalgaların içinde yol alan komşular kızı bulabilmiş ne de ardından edilen beddualar, feryatlar gideni geri getirebilmişti. Zaten gönülsüz olan babayı çileden çıkararak mahalle dışına bile gelin vermemeye yemin ettiren olaydan sonra iki aşığın kavuşma umudu pek kalmamıştı.

Kalın kaşlarını çatan Yağız koyu gözlerinden okunan ciddiyetle karşısındaki genç kıza baktı.

“Yarın seni kaçıracağım. Geceden eşyalarını hazırla.”

Dudakları büzülen, alnı kırışan Nermin tırnaklarını ince, menekşe rengi elbisesinin sündürdüğü kollarına geçirdi.

“Hayır, ne diyorsun? Asla olmaz. Bizi bulurlar. Ağabeyim peşimizi bırakmaz. İkimizi de tabuta koyarlar.”

“Görmüyor musun, başka çaremiz yok. Kardeşinin gitmesinden sonra seni bana vermezler. Sonsuza dek gizli gizli görüşemeyiz. Kaçmak zorundayız.”

Odayı kaplayan rutubetin karıştığı tuzlu havayı içine çekerken sağ elini hızla çarpan yüreğine götürerek kaşlarını çattı Nermin. Dudakları, aldığı hızlı nefeslerle aralandı.

“Geri dönecek. Ardında mektup bıraktı. Denizde kuyruğuyla yıldızı gökyüzüne gönderebilecek kadar büyük ve kuvvetli bir balık bulduktan sonra gelecek. Beklememiz lazım, Yağız. Tek sorun peşimize düşecek olmaları da değil. Biz gittikten sonra dönerse İpek’i karşılayacak öfke çok daha büyük olur, kızı ölmekten beter ederler. Kardeşimi evdekilerin insafına bırakamam.”

“Ne zaman geleceği belli değil ki. Aylar da sürebilir, yıllar da. Haydi burada geçici bir iş buldum, diyelim. Biz beklerken seni başkasıyla evlendirmeye kalkarlarsa ne olacak? Ağabeyine kalmadan ben katil olurum.”

Genç adam ciddiyetle kırışmış alnı, çatık kaşları altından kendisine bakarken Nermin’in beyaz yüzü daha da soldu. Gözleri çaresizlik ve endişeyle büyürken hafifçe titreyen ince kollarını kendi gövdesi etrafında sardı.

“Anla beni, şu an kaçamayız. Senin de İpek’in de canını riske atamam. Hem biliyorsun, beni zorla evlendiremezler.”

“Peki ne…”

Yağız herhangi bir hareket yapmaya fırsat bulamadan odanın ötesinden hışımlı adımlar altında gıcırdayan ahşap zeminin sesi duyuldu. Pürüzlü duvara çarpan kapının ardından Nermin’in burun delikleri aldığı derin soluklarla büyümüş ağabeyi belirdi. Yumrukları havaya kalkan adamın kıstığı gözlerinden çıkan parlak, sıcak kıvılcımlar yatağın yanındaki işlemeli bordo halıya düştü. İki aşığın endişeli, ağabeyin sinirle kararmış bakışları arasında, giriş tarafındaki altın rengi püsküller tutuştu. Ortaya çıkan ufak alevler denizden gelen melteme karışan öfkeli nefeslerle harlandı. Büyüdü, büyüdü… Odadakilerin herhangi bir tepki vermesine fırsat kalmadan tavana değecek boyutlara ulaştı. Çok geçmeden etrafı geceyi aydınlatan yakıcı, dehşetli bir sıcaklık kapladı. Boğucu, kara dumanlar altında hiddeti eriyen ağabey alt kattaki sokağa bakan çelik kapıya doğru koşmaya başladı. Evin diğer odalarından telaşla çıkan insanlar da korkudan ve terden giysileri tenine yapışmış adama eşlik ediyorlardı.   

O sırada bacağı pervaza dayalı, sol avcunda ay ışığını tutan Yağız sağ elini Nermin’e uzattı. Genç kız etrafı kaplayan kızıl alevler altında eriyen duvarlara, eşyalara son bir kez baktı. Pencere tarafından esen rüzgar burnuna denizin serin kokusunu getiriyordu. Tenini yakan kavurucu sıcaklığa sırtını dönerek, ferah geceyi süsleyen yıldızların arasında kendisine uzanan adama yöneldi. Birlikte, saçlarını okşayan yumuşak meltem eşliğinde kumları ıslatan köpüklü dalgalara doğru süzüldüler.    

Leave a Reply