Yaşlı Adam ve Deniz: Mücadele mi Zafer mi?

Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz romanı yalnızca ava çıkan bir balıkçıyı anlatmaz. Santiago’nun hikayesinden hareketle mücadelelere, zaferlere, geçmişe ve günümüze dair bir okuma.

Edebiyatta sadelikten yana olan Hemingway, hayatın sandığımız kadar basit olmadığını kitabında yalın bir şekilde anlatmıştır. Gerçek dünyada masallardaki gibi, onurlu mücadeleler daima zaferlerle, korkakça hilelerse mağlubiyetlerle sonuçlanmaz.

Eli boş döndüğü seksen dört günün ardından balık yakalamak için tekrar denize açılan Santiago’nun öyküsü, bu hakikati apaçık biçimde göz önüne serer. Üç gün, üç gece büyük bir kılıç balığıyla mücadele eden yaşlı adam dönüş yolunda avını kan kokusunu alan köpek balıklarına kaptırır. Umarsızca saldıran hayvanlara karşı savunmayla geçen gecenin ardından, sahile vuran yalnızca kayığa bağlanmış uzun bir iskelet olur.

Zaferden ziyade, onurlu bir mücadelenin önemini anlatır Hemingway bize. Sonuçtansa sürecin değerini… Hikayedeki mesaj kitabın ölümsüzlüğünün ve evrenselliğinin de kanıtıdır. Çünkü tarih, adını ezici galibiyetlerle değil, haklı direnişi ve kavgasıyla nesillerin zihnine kazıyan insanlarla doludur.

Yıllarca Dağıstan ve Çeçenistan’ın bağımsızlığı için savaştıktan sonra Ruslara teslim olmak zorunda kalan, şimdi “Kafkas Kartalı” lakabıyla anılan Şeyh Şamil…

Vatanını işgalden kurtarmak için bir ömür boyu mücadele eden, altmış dokuz yaşında halkının gözü önünde İtalyanlar tarafından asılan Ömer Muhtar…

Zamanında öğretilerinden dolayı idama mahkum edilen, şu an modern felsefenin babası sayılan Sokrates ve daha nicesi… Hem romanın hem de tarihin sayfalarında zaferlerden ziyade, verilen mücadeleler yer alır.

Çünkü tek başına galibiyet, insanın onurlu ve adil bir savaş verdiği anlamına gelmez. Yüzyıllarca “cesur bir kaşif” unvanıyla hatırlandıktan sonra, “kanlı katliamları ve çağlar süren sömürgeciliği başlatan adam” olarak hafızalara kazınan Kristof Colomp, buna örnektir. Amerika’yı haritalara eklemenin başarısı; kıtaya yayılan zulmü, toprağa gömülen binlerce canı gölgeleyemez. İnsanın, yolu nasıl yürüdüğü, yolun sonuna ulaşmasından daha önemlidir.

Karakterimiz Santiago için de, dalgaların arasındaki şiddetli boğuşmasında şerefini muhafaza etmek, avını yakalamaktan önce gelir. O kadar ki, kayığın metrelerce altında yüzen rakibine bile hakkını verir. Güzel ve güçlü balığı kardeş gibi görür, öldüreceği için üzüntü duyar. Hayranlık beslediği hayvanın canına kıymanın haksızlık olduğu fikrini kafasından atamaz.

“Yalnız benim azmimle zekama karşı sahip olduğu her şeyle keşke balık ben olsaydım, diye düşündü.”

Avına yönelik hislerine rağmen, Santiago sonuna kadar savaşmakta kararlıdır. Direnmeyi bırakmak kaybetmek demektir ve ihtiyar balıkçı, rakibi tarafından alt edilmeyi kabullenemez.   

“Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır… İnsan yok edilebilir ama yenilemez.”

“Mücadele edeceğim” dedi. “Ölene dek mücadele edeceğim.”

  Ancak verdiği uzun savaşın ardından yaşlı adam, mağlubiyet duygusundan yine de tamamen uzak kalamaz. Onun zaferi vazgeçmemesidir.

“Artık sonunda, geri dönülemez biçimde yenildiğini biliyordu…”

Eserdeki, insanoğlunun sarsılmaz iradesi ve çabasına dair çarpıcı tespitlere rağmen, bir konuda yazara tamamen katılmıyorum. Bana göre, insanlar yenilebilir, yenilmez olan, davalardır. Daimi galibiyet kişinin kendisinden değil, uğruna savaştıklarından gelir.

Sokrates’in öğretileri, Şeyh Şamil’in vatan savunması, Ömer Muhtar’ın direnişi gibi…

Böyle bir mücadelenin günümüzdeki en çarpıcı örneği ise Filistin’dir. Daha önce saydığımız şahısların ruhunu taşır. Görünürde zayıf durumda olsa bile özünde mağlubiyet kabul etmeyen davalardan biridir.

Konuya dair, kitapta bahsi geçen önemli bir mesele de nesilden nesile aktarımdır. Romanda çocuk, yolculuğunun ardından yorgun düşmüş, yatakta uzanan yaşlı adama şöyle der:

“…Ama artık birlikte avlanacağız çünkü daha öğrenecek çok şeyim var.”

Her nesil, kendi mücadelesini bir sonrakine aktarır ve sonunda o nesillerden biri davayı kazanır. Ancak zafer, yalnızca başarıya ulaşan kuşağın değil, yıllar boyu direnişi devam ettiren bütün kuşaklarındır.

Bütün bunların yanında, ihtiyar balıkçının hikayesi bana insanın karşısında daima yenilmeye mahkum olduğu bir gerçeği hatırlattı, ölümü. Dünyada ecelini alt eden kimse yoktur, ancak hayattayken neler yapıldığı ömrün bitmesinden daha önemlidir. Nasıl öldüğümüzden ziyade nasıl yaşadığımızla anılırız. Bizzat ecelin kendisi, karanlık zaferlerdense onurlu mücadelelerin değerine eşi bulunmaz bir kanıttır.

Leave a Reply